23 Ocak 2012 Pazartesi

Taylorizm - Fordizm nasıl bir şeydir?

1870'li yıllarda başlayan ilk büyük kriz, 19. yüzyılın sonlarına doğru yaygın bi­rikim rejimini (Yaygın birikim rejimi sanayi devrimini izleyen dönem­de ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın ortalarından Birinci Dünya Savaşı'na kadar olan kapitalist gelişme yaygın birikim rejimi olarak isimlendirilmektedir) derinden etkilemiştir. Bu dönemden sonra, "sermaye birikimi gide­rek daha çok nispi artık değer üretimine dayanmaya" (Arın, 1986, s.121) başlamış­tır. Nispi artı değer üretimi, emek sürecinin örgütlenmesinde meydana gelen bazı değişimlerle sağlanmıştır. Emek sürecinin bu yeni örgütlenmesinin adı Taylorizm'dir. Özellikle Amerika'da, geçiş dönemindeki birikim rejiminin temel özelliği Taylorizm'dir. İki savaş arası geçiş ve kriz aşaması olarak tanımlanmaktadır. (Arın, 1986; Şahin, 2000)

Taylorizm, Amerika Birleşik Devletleri'nde 1880-1890 yıllarında; sistematik yö­netim hareketinden ortaya çıkmıştır. Kapitalist üretimin örgütlenmesinde oldukça etkili olan Taylorizm, Frederick Winslow Taylor tarafından geliştirilmiştir. Taylor "Bilimsel Yönetimin İlkeleri" (1911) adlı kitabında Taylorizm'in temel ilkelerini kaleme almıştır. Ona göre, insanlar doğuştan günahkâr ve aptaldır. İnsan doğal içgü­dülerinden kaynaklı olarak, yaptıkları işi kolaya alma ve kaytarma eğilimi içine gi­rerler. Bundan dolayı da işçilerin işlerini aksatmadan ve yavaşlatmadan yapmaları­nı sağlayan koşulların yaratılması gerekmektedir. Taylor'un yaklaşımının fabrika­larda uygulanması sonucunda işçiler, tamamen pasif ve makinenin basit bir uzan­tısı haline getirilmiştir.

Taylor'a göre, üretim süreci sistematik olarak analiz edilmeli ve yapılacak her bir iş daha önceden en ince ayrıntısına kadar belirlenmelidir. Üretim sürecinin sis­tematik bir analizi yapılmakta ve yapılacak iş küçük parçalara ayrılmaktadır. Yapı­lacak her parça iş için nasıl ve ne kadar zaman harcanacağı standart hale getiril­mektedir. Buna bağlı olarak çalışanları teşvik eden bir ücret sistemi oluşturulur. Taylorizm uygulamasıyla, kapitalist emek sürecinde işçi her türlü beceriden, üretim bilgisinden ve zihinsel faaliyetten koparılmakta, vasıfsızlaştırılmakta, her türlü küçük parça işi yapan işçiler değersizleştirilmektedir. (Braverman, 1974 akta­ran; Ansal, 1999, s.9-10).

Emek sürecinde ortaya çıkan bu yeni Taylorist örgütlenme biçimiyle, yaygın bi­rikim rejiminde verimlilik artışı sağlanmış, üretim araçları üreten sektörlerde ortaya çıkan teknolojik yenilikler zaman içinde tüketim malları üreten sektörlerde de kullanılmaya başlanmıştır. Yaygın birikim rejiminde başlayan bu değişmeler rekabetçi düzenleme biçimi altında gelişmektedir. Ancak 1930'lu yılla­rın büyük bunalımı yaygın birikim rejiminin üretim, bölüşüm ve dolaşım ilişkileri arasındaki çelişkileri derinleştirmiştir (Arın, 1986, s.121-122). Yaygın birikim re­jiminin krizi, aşırı üretimden kaynaklanan ve tüketim eksikliği olarak ortaya çı­kan bir mutlak artı değer krizi olarak tanımlanmaktadır. Kriz, aşırı üretime karşı ol­ması beklenen talebin olmaması ve hatta talebin düşme eğiliminde olmasıdır. Lipietz'e göre (1993 aktaran, Şahin, 2000, s. 208), 1930'ların krizi yaygın birikim rejimi­nin ilk krizidir ancak rekabetçi düzenlemeninse son krizidir. Sonuç olarak, "iki sa­vaş arasında ortaya çıkan büyük bunalım mevcut birikim rejiminin değişmeye baş­laması sonucunda artık eski düzenleme tarzının var olan üretim, dolaşım ve bölü­şüm ilişkileri arasındaki çelişkileri çözecek düzenlemeleri yapamaması, gerekli ku­rum ve mekanizmaları sağlayamaması sonucu ortaya çıkmıştı" (Şahin, 2000, s.208).

Taylorizm'i takip eden ve kapitalizmin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki gelişme aşaması (birikim rejimi) ise Fordizm'dir. Yoğun Birikim Rejimi olarak ta adlandırılır. Bu kavram, (fordizm) ilk kez Gramsci tarafından kullanmıştır. Onun kullanış biçimiyle fordizm, ABD'de Ford otomobil fabrikalarında uygulanan üretim tekniklerini ifade etmektedir. Oysa Düzenleme Kuramı, "fordizm" kavramıyla İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki kapitalizmin kapsamlı dönüşümünü anlatmaktadır. Kavram, "yoğun birikim rejimi kavramını ve buna tekabül eden tekelci düzenleme biçimi kavramını beraberce içerir" (Arın, 1986, s.122). Diğer yandan fordizm, ABD'nin dünya kapitalist ekonomisinde hegemonya kurmasını ifade etmektedir. Kitlesel üretim teknolojileri ABD'nin hegemonyası altında ileri kapitalist ülkelere yayılmaktadır. Ancak üretim esas olarak ulusal temelde gelişmiştir. Fordist dönemde kitlesel üretim ve kitlesel tüketim arasındaki eklemlenme sonucu, artı değer üretimi, dolaşım, bölüşüm ve tüketim ilişkileri özgül biçimler almıştır. Düzenleme kuramına göre, fordizm sadece kapitalist emek sürecinde bir üretim organizasyonu değil esas olarak sermaye birikim rejimidir (Arın, 1986, s.122; Ansal, 1999, s. 12).

Yoğun birikim rejimi olarak fordizm'in özü, yoğun sermaye birikiminde muazzam bir genişlemenin sağlanmasıdır. Yaygın birikim rejiminden farklı olarak bu dönemde (yoğun birikim rejimi: fordist) birçok şey değişmiştir. Yaygın birikim rejiminde üretim ve tüketimin toplumsallaşma derecesi düşüktür. Teknolojideki gelişmeler düşüktür ve üretim sürecinde yoğun teknoloji kullanımı yaygın değildir. Emeğin yeniden üretiminde sanayi mallarından daha çok, tarımsal ürünlerin önemi daha fazladır ve belirleyicidir. Ücretler seviyesinin belirlenmesi rekabetçi bir ortamda işçi ve işverenin yüz yüze görüşmesiyle gerçekleşmektedir. Bu dönemde henüz sendikalar güçlü değildir. Banka ve kredi sistemi yeterince gelişmemiştir. Devletin ekonomiye müdahalesi oldukça sınırlıdır ve rekabetçi koşullar güvence altına alınmaktadır (Şahin, 2000, s.207).

Yoğun birikim rejiminin emek sürecinin örgütlenmesi Taylorizm'in ilkelerine ve akan hızlı montaj hattına dayanmaktadır. Taylorizm'in denetleyici ve kontrol edici mekanizmalarıyla emek süreci tam bir denetim altındadır. Üretim sürecinde üretimin akışı ve her bir işçinin üretim sırasında yaptığı iş ve hareket en üst düzeye çıkarılarak sistematikleştirilmiştir. Büyük fabrikalarda üretim kitlesel olarak gerçekleştirilmektedir. Üretim hızlı montaj hattıyla (akan band) düzenlenmekte ve nispi artık değer çalışma yoğunluğuyla artırılmaktadır (Arın, 1986, s.123). Aglietta (1979 aktaran Şahin, 2000, s.217-218) Taylorist örgütlenmeyi şöyle ifade etmektedir: "Bu dönem, kapitalist üretim tarzının, mutlak ve nispi artı değeri bir araya getirebilecek üretim güçleri sistemlerini, sistematik olarak oluşturduğu dönemdir. Bu sistemlerin temeli, daha önce çalışanların ustalığıyla yapılan somut işlerin niteliklerini işlevsel olarak içeren makineleşme ilkesidir. Makine sistemi, uygun bir geçiş yoluyla mekanik enerji kaynağına dönüşen, yani motor tarafından harekete geçirilen bir grup araçtan oluşan üretici güçler kompleksidir. Çalışanlar araçları kullanmak yerine kendileri makinelerin bir parçası haline gelmişlerdir. Makineleşme, emeğin vasıflarını makineye geçirerek, emeği sadece dayanıklılığı ve çıktı normuyla tanımlanan, tekrarlanan hareketler döngüsüne indirgemiştir.“

Yoğun birikim rejiminde emek, niteliğine bağlı olarak, hiyerarşik kategorilere ayrılmıştır. Nitelikli işgücü, üretimin bilgi ve tasarım aşamasında yer alırken niteliksiz işgücüyse rutin ve tekrarlanan işlerde, yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu hiyerarşik yapılanmada esas amaç emek sürecini tam olarak denetlemek ve üretimin etkinliğini arttırmaktır. Bütün bu uygulamalarla üretim hızının düşürülmesinin önüne geçilmektedir. Yoğun birikim rejiminde, çalışma disiplini ve emek yoğunluğu, emek sürecinin en önemli özellikleridir. Emek sürecindeki bütün bu uygulamalarla sermaye, işgücü üzerinde tam anlamıyla egemenliğini sağlamaktadır (Arın, 1986, s.123).

Yoğun birikim rejiminde yükselen teknoloji ve üretimin artması emek talebini artırmıştır. Toplumda insanların önemli bir kısmı ücret karşılığı çalışmaya başlaması metalaşan emek oranını artırmıştır. Yoğun birikim rejiminde, üretimin (metalaşma) en yüksek düzeye ulaşması ve emeğin yaygın bir şekilde ücretli emeğe dönüşmesi (emeğin metalaşması) üretimin toplumsallaşması için önemli gelişmelerdir. Yani, "meta ilişkileri ne derece gelişirse, işgücü ne kadar yaygın bir şekilde ücretli emek haline gelirse, üretim ilişkileri de o derece yaygınlaşacak, üretimin toplumsallaşma düzeyi o derece yükselecektir" (Şahin, 2000, 219-220).

Toplumda çalışanların sayısının artması, toplumsal tüketimde ciddi artışlara neden olmuştur. Toplumsal üretim ve tüketimin dengelenmesi yoğun birikim rejiminin istikrarlı hale gelmesini sağlamıştır. Emeğin genel olarak toplumsal konumunda iyileşmeler yaşanmıştır. Yaygın birikim rejiminde iş güvenliğinden yoksun, sigortasız çalışan, ücret seviyesini işverenle yüz yüze görüşme yoluyla sağlayan emek, yoğun birikim rejiminde (fordist), güvenceli, sosyal haklara sahip, sendikalı ve örgütlü bir güce dönüşmüştür. Emeğin örgütlü gücü (sendikalaşma) sayesinde, işçiler daha iyi koşullarda çalışabilecek olanaklara ulaşmıştır. Ücretler seviyesinin artırılmasına yönelik talep ve mücadele, bir anlamda, üretilen ürünlerin tüketilmesine yönelik taleplerin de yükselmesini sağlamıştır. Bütün bu gelişmeler, toplumsal talebi artırmış, tüketim düzeyini yükseltmiş ve aşırı üretimden kaynaklanabilecek krizlerin de aşılmasına neden olmuştur (Şahin, 2000, s.215).

Bu dönemde tüketim eksikliği sorunu, makro ölçekte talep yaratıcı Keynesçi iktisat politikalarıyla aşılmaya çalışılmış ve üretimin artışına bağlı toplumsal tüketim desteklenmiştir. Keynesçilik, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yoğun birikim rejimin sağladığı üretim artışına karşılık; gerekli tüketim talebi yaratmak için uygulanan politikalar (tüketim artırıcı) için kullanılmaktadır.

Ansal, H.(1999) Esnek Üretiminde İşçiler ve Sendikalar (Post-Fordizm'de Üretim Esnekleşirken İşçiye Neler Oluyor)
Arın, T. (1986). "Kapitalist Düzenleme, Birikim Rejimi ve Kriz (I):Gelişmiş Kapitalizm", Onbirinci Tez, No.3, Uluslararası Yayıncılık, s.86-125.
Arın, T. (1986). "Kapitalist Düzenleme, Birikim Rejimi ve Kriz (II): Azgelişmiş Kapitalizm ve Türkiye", On-birinci Tez, No.3 75, Uluslararası Yayıncılık, s.5-25.
Şahin, Ç. (2000). Kapitalizm ve Yoksulluk. İstanbul: Çivi Yazıları.


video

(Charlie Chaplin - Modern Zamanlar)

3 yorum:

  1. Çok yararlandım, açık, yalın anlatımınız için teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkürler. ben de çok şey öğrendim.

    YanıtlaSil
  3. Çok çok faydalı bir çalışma , teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil